VADE FARKI, FİYAT FARKI VE KUR FARKININ VERGİSEL BOYUTU
VADE FARKI, FİYAT FARKI VE KUR FARKININ VERGİSEL BOYUTU
24.11.2025
I- VADE FARKLARININ VERGİSEL BOYUTU
Kısaca vade farkı: Alıcı ile satıcı arasında tespit edilen ve borcun belli bir vadede ödenmesi halinde mal veya hizmet bedeline eklenen ilave bir bedeldir. Bir başka değişle, herhangi bir mal veya hizmetin peşin satış fiyatı ile taksitli veya vadeli satış fiyatları arasındaki farktır.
Vade Farkı: Bir malın veya hizmetin bedelinin peşin olarak ödenmemesi ve daha sonra ödemek üzere anlaşılması nedeniyle fiyatına eklenen tutar vade farkıdır. Taksitli alımlarda peşin fiyatına eklenen tutar da bir vade farkıdır. Diğer bir deyişle, borcun gününde ödememesi halinde ödenmesi gereken gün ile ödendiği gün arasındaki gecikmeye göre hesaplanarak alınan ek tutardır. Vade farkı, her zaman satıcı lehine olup, alıcı fazladan para ödemektedir.
Alıcı ve satıcı arasındaki anlaşma ile mal veya hizmet bedelinin ödeneceği vadeye göre değişen vade farkı tutarları iki ayrı şekilde gösterilebilir.
1) Vade farkları faturada ayrı bir kalem olarak gösterilmeyerek mal veya hizmet bedeli içerisinde yer alır. İlgili mal veya hizmetle birlikte, ilgili mal veya hizmet ifası ya da ithalatı sırasında vergilendirilir. Vade farkları, faturada ayrıca gösterilmeyip mal veya hizmet bedeli içerisinde yer alması halinde, yabancı firmalar açısından mal satışı veya hizmet ifası karşılığında elde ettikleri ticarî bir kazançtır.
2) Vade farkları faturada “vade farkı” veya bu anlama gelecek bir terim şeklinde, ayrı bir kalem olarak ya da ayrı bir fatura düzenlenmek suretiyle gösterilebilir. Faturada ayrı olarak gösterilmesi ya da ayrı bir fatura düzenlenmesi durumunda ise vade farkları mal veya hizmet bedelinden ayrı bir alacak haline gelmekte, vade farkı bedelleri mal veya hizmet bedelinden ayrı olarak talep edilebilecek bir alacak hakkına dönüşmekte ve alacaklı firmalar açısından bu alacağı bağımsız olarak isteme hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle vade farkları nedeniyle oluşan alacaklar bir nevi finansman hizmeti olarak düşünülebilir. Türkiye’deki mal veya hizmet ithal eden firma, mal veya hizmetin bedelini peşin ödemekte zorlanması halinde bedelin ödenmesini vadeye yaymak suretiyle ödeme işlemleri belirlenen vadelerde yapılmakta ve bunun için satıcı yabancı firmaya vade farkı ödenmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan durum bir nevi finansman hizmetidir. Bu hizmetin karşılığında yabancı firma vade farkı talep etme hakkına sahip olmaktadır.
Vade farkları, mahiyeti itibariyle bir finans hizmeti sonucunda ortaya çıktığı için bu gelirleri menkul sermaye iradı olarak kabul etmek gerekmektedir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 75.maddesine göre: Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratların menkul sermaye iradı olduğu,
Gelir Vergisi Kanunu’nun 75.maddenin 6.fıkrasında ise; Her nevi alacak faizlerinin (Adi, imtiyazlı, rehinli, senetli alacaklarla cari hesap alacaklarından doğan faizler ve kamu tüzelkişilerince borçlanılan ve senede bağlanmış olan meblağlar için ödenen faizler dahil.) menkul sermaye iradı olarak sayıldığı anlaşılmış olup, bu madde hükmüne göre ticari bir faaliyetten doğan faizlerin alacak faizi olarak, dolayısıyla ticari faaliyet kapsamında elde edilen alacak faizi mahiyetindeki faizlerinde menkul sermaye iradı olarak kabul edilecekleri anlaşılmaktadır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK)’nun 3.maddesi hükmüne göre; Dar mükellefiyete tâbi kurumlarca elde edilen bir kazancın Türkiye’de Kurumlar Vergisi’ne tabi tutulabilmesi için kurumun kazanç ve/veya iradı Türkiye’de elde etmesi ve elde edilen kazancın KVK’nın 3.maddesinin 3.fıkrası hükmündeki kazanç veya irat türleri ile irtibatlandırılması zorunludur.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 7.maddesinin 1.fıkrasının (6) numaralı bent hükmünde; Dar mükellefiyete tâbi kurumlarca menkul sermaye iradının Türkiye’de elde edilmiş sayılması, sermayenin Türkiye’de yatırılmış olması şartına bağlanmıştır. Sermayenin Türkiye’de yatırılmış olması ile kastedilen, nakdi sermaye ve para ile temsil edilen değerlerin Türkiye’de kazanç ve/veya irat elde edilmesi amacıyla kullanılması anlaşılmalıdır.
Bu itibarla, Türkiye’de nakit veya alacak şeklinde bir varlığa sahip olan yurt dışında mukim yabancı bir kurumun Türkiye’ye sermaye yatırarak kazanç elde etme saikiyle hareket ettiği sonucuna ulaşılacaktır ki bu durum, adına ödeme yapılan yabancı firmanın söz konusu kazanç veya iradı Türkiye’de elde ettiğini gösterecek ve Kurumlar Vergisi (stopaj) kesintisi yapılmasını gerektirecektir.
Dar mükellefiyete tâbi kurumların; Türkiye’ye yapmış oldukları vadeli mal (hammadde, yarı mamul, mamul mal, makine, teçhizat, bilgisayar, bilgisayar aksamı, vb.) veya hizmet (Yazılım programları, proje çizimi, mühendislik hizmeti, tamir hizmeti, eğitim hizmeti, vb.) satışları dolayısıyla Türkiye’de mukim kişi, kurum veya kuruluşlardan alacağının bulunması ve bu alacağın bir kısmının vade farkı niteliğinde olması durumunda, kurumun/şirketin bilançosunda “alacak” olarak gözüken ve bir öz sermaye kalemi olan alacak şeklindeki sermayesini Türkiye’de yatırması ve bu alacağı dolayısıyla vade farkı şeklinde elde ettiği tutar, menkul sermaye iradı kapsamında değerlendirilebilecektir.
Bu Mantıksal Silsile Çerçevesinde;Türkiye’de yerleşik gerçek ve/veya tüzel kişiler tarafından yurt dışından ithal edilen mal veya hizmet bedeli ödemelerinin haricinde, sözleşme uyarınca bu kişi veya firmalara yapılan vade farkı ödemeleri Gelir Vergisi ya da Kurumlar Vergisi tevkifatına tabi olacaktır.
Yurt dışında yerleşik yabancı kişi veya kurumlar tarafından Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratları Gelir Vergisi Kanunu’nun 94.maddesi veya Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30.maddesi hükmüne göre tevkifat suretiyle vergilendirilecektir.
Diğer bir deyişle, gayri maddi hak sahibinin dar mükellef gerçek kişi olması halinde Gelir Vergisi Kanunu’nun 94.maddesi hükümleri, dar mükellef tüzel kişi, kurum, kuruluş veya firma olması halinde ise Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30.maddesi hükümleri uygulanacaktır.
Tevkifat nispetleri her bir kazanç ve/veya irat türleri itibariyle Bakanlar Kurulunca tespit edilmektedir.
Vade farkları, malın veya hizmetin bedelinden ayrı olarak faturada gösterilmesi yada ayrı bir vade faturası düzenlenmesi durumunda, ithal edilen mal veya hizmetin bedelinden (yabancı kurumun ticari kazancından) ayrı olarak talep edebileceği bir alacak türüne, menkul sermaye iradı (alacak faizi) haline dönüşmekte, dolayısıyla vade farkları menkul sermaye iradı içerisinde ve alacak faizi mahiyetinde bir ödeme olarak kabul edilmektedir.
Nitekim, 2009/14593 sayılı BKK’nın 5.fıkrasının (c) bendinde;Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişiler tarafından yurt dışındaki yabancı bir firmadan mal veya hizmet ithal edilmesi karşılığında, mal veya hizmet bedelinden ayrı olarak belirlenen vade farklarının, yabancı kurumlar yönünden alacak faizi mahiyetinde olduğu ve bu tür ödemeler üzerinden % 5 nispetinde Kurumlar Vergisi tevkifatı yapılması gerektiği belirtilmiştir.
a) Vade farkı, faturada ayrı bir kalem olarak gösterilmeyerek mal veya hizmet bedeli içerisinde yer alması durumunda;İlgili mal veya hizmetle birlikte, bu mal veya hizmetin ithalatı sırasında, mal veya hizmetin vergilendirme şart, koşul ve oranlarına göre vergilendirilir. Vade farkları, faturada ayrıca gösterilmeyip mal veya hizmet bedeli içerisinde yer alması halinde, yabancı firmalar açısından mal satışı veya hizmet ifası karşılığında elde ettikleri ticarî bir kazanç olacaktır.
Yurtdışından alınan hizmet ithali ticari nitelikte ise stopaja tabi değildir. Ancak, hizmetin Türkiye’de yapılması ve/veya hizmetten Türkiye’de faydalanılması nedeniyle KDV’ye tabi olup, 3065 sayılı KDV Kanunu’nun 1, 6, 8, 9, 10 ve 24.maddeleriyle ilgili diğer mevzuat hükümleri gereği, sorumlu sıfatıyla KDV tevkifatı yapılması gerekir.
Mal ithalatı ile ilgili vade farkı ise “Gümrük kıymetinin veya ithalatta KDV
matrahının bir unsuru olup” ithalata konu malla birlikte ilgili gümrük idaresine beyan
edilmesi ve tekabül eden gümrük vergi ve resimlerinin ödenmesi gerekir.
b) Vade farkı, mal veya hizmet faturasında mal veya hizmet bedelinden ayrı bir kalem olarak veya ayrı bir fatura düzenlenmek suretiyle gösterilmesi durumunda ise;Menkul sermaye iradı (alacak faizi) olarak kabul edildiğinden 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 7, 75 ve 94.maddeleri, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK)’nun 3, 15 ve 30.maddeleri ile 2009/14593 sayılı BKK’nın 1.maddesinin 5.fıkrasının (c) bendi gereğince brüt tutar üzerinden % 5 nispetinde vergi kesintisine (stopaja) tabi olup, bu konuda ilgili Çifte Vergilendirme Anlaşmasının (ÇVA) şartları ve oranlarına bakmak gerekir.
KVK’nun 15/7 ve 30/11.maddelerine göre, yapılacak vergi kesintisinde kazanç ve iratlar gayrisafî tutarları üzerinden dikkate alınır.Kesilmesi gereken verginin
ödemeyi yapan tarafından üstlenilmesi halinde vergi kesintisi, fiilen ödenen tutar ile
ödemeyi yapanın yüklendiği verginin toplamı üzerinden hesaplanır. Şayet dar
mükelleflere (yurt dışına) yapılan ödeme net olarak (net tutar üzerinden) yapılıyor ise vergi
matrahının brüte taşınması/brütleştirilmesi ve alınacak tüm vergi ve resimlerin (Stopaj, KDV,Gümrük Kıymeti Üzerinden Alınan Tüm Vergi ve Kesintiler, İthalatta KDV, ÖTV, vb.) brüt tutar üzerinden hesaplanması gerekir.
Hizmet ithali nedeniyle ortaya çıkan ve faturada ayrı bir kalem olarak gösterilen ya da ayrı bir fatura tanzim edilen vade farkları, KDV Kanunu’nun 1, 6, 8, 9, 10 ve 24.maddelerine göre KDV’ye tabi olup, KDV Kanunu’nun 41.maddesi gereği vergi kesintisi yapmakla sorumlu tutulanlar Katma Değer Vergisi beyannamelerini, vergilendirme dönemini takibeden ayın yirmialtıncı günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine vermekle yükümlüdürler.
Hizmet ithaline ilişkin vade farkı tutarının KDV beyanından sonra yurt dışına gönderilmesi/ödenmesi durumunda; dövüz kurunun yükselişinden kaynaklanan fark TL tutarı (kur farkı) da KDV Kanunu’nun 24.maddesi, 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin “4.2.Matrahta Değişiklik” başlıklı mevzuat hükümleri, Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın konuya ilişkin Muktezaları gereği KDV Düzeltme Beyannamesiyle ilgili vergi dairesine beyan edilmesi gerekir.
Mal ithalatı nedeniyle ortaya çıkan ve faturada ayrı bir kalem olarak gösterilen ya da ayrı bir fatura tanzim edilen vade farkları ise; 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 24/3-a ve 27.maddesi gereği gümrük kıymet unsuru veya 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 21.maddesi gereği ithalatta KDV matrah unsuru olup, brüt tutarları üzerinden Gümrük Yönetmeliği’nin 53/5.maddesi gereği, ithal eşyasının gümrük kıymetine veya katma değer vergisi matrahına girmesi gereken, ancak gümrük beyannamesinin tescili anında beyan sahibi tarafından mevcudiyetinin bilinmesi mümkün olmayan kıymet veya matrah unsurları için, en geç söz konusu kıymet veya matrah unsurunun öğrenildiği ayı takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar ilgili gümrük idaresine beyanda bulunulması ve tekabül eden vergilerin de aynı süre içinde ödenmesi gerekir. İstisnai kıymetle beyana ilişkin tamamlayıcı beyanların süresi içerisinde verilmemesi nedeniyle zamanında ödenmeyen gümrük vergileri için eşyanın serbest dolaşıma girişine ilişkin beyannamenin tescil tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenen gecikme zammı oranında gecikme faizi tahsil edilir ve Gümrük Kanunu’nun 241.maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılır.
Gümrük Yönetmeliği’nin 53.maddesi uyarınca istisnai kıymetle beyan yapılan hallerde, tamamlayıcı beyanın gümrük idaresine verilmesi gerektiği süreden önce istisnai kıymete ilişkin ödemenin (mal ithaline ilişkin vade farkı tutarının) yurt dışına transferinin gerçekleştirilmesi gerekir. Aksi takdirde, vade farkı tutarı üzerinden Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 2011/16, 2013/6 ve 2017/20 sayılı Genelgeleri kapsamında, (8/4/2015 Tarihli ve 2015/7511 Sayılı Kararnamenin Eki Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Kesintileri Hakkında Karar eki “Vadeli İthalatında KKDF Kesintisi Oranı % 0 ‘Sıfır’ Olarak Belirlenen Mallar Listesi”nde – ‘Liste 1’de belirtilen GTİP’ler hariç) KKDF tahakkuk ve tahsili, ayrıca hesaplanan KKDF tutarı üzerinden varsa ÖTV ile bunlara (KKDF + ÖTV tutarına) tekabül eden KDV’nin tahsili gerekir.
II- FİYAT FARKLARININ VERGİSEL BOYUTU
Fiyat farkı: Kısaca, bir mal veya hizmetin, ya da menkul kıymetin cari fiyatıyla gelecek
(future) fiyatı arasındaki fark olarak tanımlanabilir.
Ticari hayatta fiyat farkı; Bir ticari işleme konu olan mal, teslim veya hizmetin kararlaştırılan tarihten önce ifası, alım satıma konu olan mal, teslim veya hizmetin kalitesinin beklenenden, kararlaştırılandan daha yüksek olması, borsaya tabi eşyaların nihai fiyatının sonradan oluşması, bazı eşyaların fiyatının özel bir yöntemle belirlenmesi, örneğin petrol gazı (Lpg) ve çeşitli petrol ürünleri başta olmak üzere bazı eşyaların fiyatının ay sonunda (30 günlük fiyat ortalaması alınarak) gerçekleşmesi ve Argus – Platts gibi bültenlerde ay sonlarında yayınlanması, yine petrol ürünleri başta olmak üzere özellikle dökme halinde taşınan eşyalarda, eşyanın faturalandırılma miktarı ile yükleme ve boşaltma sonrası ortaya çıkan miktarı arasında (+ -) farklılıklar çıkması, ayçekirdeği ve susam gibi yağlı tohumlar ile diğer bazı eşyalarda faturalandırma sırasında varsayılan, kabul edilen kalitesi ile ithalat/teslim sonrası yaptırılan tahlil sonrasında ortaya çıkan gerçek kalitesi arasında oluşan kalite farkları vb. çok çeşitli nedenlerle fiyat farkı ortaya çıkabilmekte, çoğu zaman satıcı/ihracatçı lehine, çok nadir de olsa bazen alıcı/ithalatçı lehine oluşabilmektedir. Fiyat farkı faturaları bazen “Debite Note” olarakta adlandırılabilir.
Fiyat farkı faturası veya borç dekontu kapsamındaki fark ödemeleri eşyaya veya hizmete ilişkin sonradan yapılan bir ödeme olup, eşyanın veya hizmetin Türkiye’ye ithali esnasında beyan edilen gümrük kıymetinde veya hizmet bedelinde artışa neden olmaktadır. Bu giderlerin (fiyat farkı) yurtdışına nakden veya hesaben ödenmesi durumunda, ilgili eşyanın veya hizmetin kıymeti gerçekte beyan edilenden fazla olacağı için ilgili mal veya hizmet ithali nedeniyle alınan vergiler açısından bir eksiklik söz konusu olacaktır. Bu nedenle her hangi bir mal veya hizmet ithaline bağlı olarak ortaya çıkan fiyat farklarının da, ilgili mal veya hizmetin vergilendirme koşullarında vergiye tabi tutulması gerekir.
Nakden Ödeme: Tevkifat konusu bedelin fiilen ödendiği durumdur.
Hesaben Ödeme: Tevkifata konu kazanç ve iradı ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade eder.
Hizmet ithaline ilişkin (yurtdışından alınan fiyat farkı faturası veya borç dekontuna bağlı) olarak ortaya çıkan fiyat farklarında, ilgili hizmet türünün Gelir Vergisi Kanunu’nun 94.maddesi veya Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30.maddesi gereği stopaj kesintisine tabi olması halinde söz konusu fiyat farkının da stopaja tabi tutulması, ilgili hizmet bedelinin dar mükellefler açısından ticari kazanç sayılması durumunda ise ortaya çıkan fiyat farkından her hangi bir stopaj kesintisi yapılmaması gerekir. Ancak, söz konusu fiyat farkları KDV Kanunu’nun 6, 8, 9, 10 ve 24.maddelerine göre KDV’ye tabidir.
Herhangi bir mal ithaline ilişkin (yurtdışından alınan fiyat farkı faturası veya borç dekontuna bağlı) olarak ortaya çıkan fiyat farklarında, oluşacak kıymet farkı nedeniyle, ithal edilen eşyanın GTİP ve menşeine bağlı olarak ödenmemiş gümrük vergisi, ÖTV, ilave gümrük vergisi, Ek Mali Yükümlülük, ÇKP, Kültür Bakanlığı Fonu, TRT Bandrolü, Damping Vergisi, ÖTV, KDV, vb., karşımıza çıkabilecektir.
İthal eşyasına ilişkin fiyat farkı faturası ya da borç dekontu kapsamında yapılan fark ödemeleri eşyaya ilişkin sonradan yapılan bir ödeme olarak nitelendirildiğinden, beyannamenin tescilinden sonra yapılan bu ödemeler Gümrük Yönetmeliği’nin 53.maddesi hükümlerine uygun olarak (İthal eşyasının Gümrük kıymetine veya İthalatta Katma değer vergisi matrahına girmesi gereken, ancak gümrük beyannamesinin tescili anında beyan sahibi tarafından mevcudiyetinin bilinmesi mümkün olmayan kıymet veya matrah unsurları için, en geç söz konusu kıymet veya matrah unsurunun öğrenildiği ayı takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar beyanda bulunulur ve vergileri de aynı süre içinde ödenir.) istisnai kıymetle beyan ve tamamlayıcı beyanla zamanında beyan edilmesi ve fiyat farkı tutarının tamamlayıcı beyandan önce yurtdışına ödenmesi şartıyla KKDF tabi değildir. Aksi takdirde, tamamlayıcı beyandan sonra yurtdışına ödenmesi halinde fiyat farkı tutarı üzerinden Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 2011/16, 2013/6 ve 2017/20 sayılı Genelgeleri kapsamında, (8/4/2015 Tarihli ve 2015/7511 Sayılı Kararnamenin Eki Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Kesintileri Hakkında Karar eki “Vadeli İthalatında KKDF Kesintisi Oranı % 0 ‘Sıfır’ Olarak Belirlenen Mallar Listesi”nde – ‘Liste 1’de belirtilen GTİP’ler hariç) KKDF tahakkuk ve tahsili, ayrıca hesaplanan KKDF tutarı üzerinden varsa ÖTV ile bunlara (KKDF + ÖTV tutarına) tekabül eden KDV’nin tahsili gerekir.
III- KUR FARKLARININ VERGİSEL BOYUTU
Kur Farkı: Belli bir miktar yabancı para biriminin yerel para birimi ile değiştirilmesi sırasında oluşan alış ve satış kurları arasındaki farktır.
Çeşitli ekonomik gelişmeler, enflasyonist değişmeler ve yapılan devalüasyonlar sonucunda, eski ve yeni kurlar arasında yerel para birimi aleyhine bir fark (kur farkı) ortaya çıkar. Mal ve hizmet ithalatı ve ihracatı işlemlerinde mal ve hizmetin siparişi, teslim ve ifası ile mal ve hizmet bedelinin ödenmesine kadar geçen süre içerisinde uygulamadan kaynaklanan çeşitli kur farkları ortaya çıkabilir.
4458 Sayılı Gümrük Kanunu’nun 181.Maddesine Göre İthalatta Gümrük Yükümlülüğü; a) İthalat vergilerine tabi eşyanın serbest dolaşıma girişi,
b) İthalat vergilerine tabi eşyanın ithalat vergilerinden kısmi muafiyet suretiyle geçici ithali, için verilecek gümrük beyannamesinin tescil tarihinde başlar.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 21.Maddesine Göre İthalatta Matrah: “İthalatta verginin matrahı aşağıda gösterilen unsurların toplamıdır;
a) İthal edilen malın gümrük vergisi tarhına esas olan kıymeti, gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın gümrük vergisinden muaf olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dahil (CIF) değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe tespit edilecek değeri,
b) İthalat sırasında ödenen her türlü vergi, resim, harç ve paylar,
c) Gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemeler.” KDV matrahının unsurudur.
Herhangi Bir Mal İthaline İlişkin Olarak Ortaya Çıkan Kur Farkı: İlgili ithalat beyannamesinin (SDGB) tescilinden önce gerçekleşmiş ise doğal olarak ithal edilen malın gümrük kıymetine veya ithalatta KDV matrahına ilave edilir. Şayet beyanname tescilinden sonra gerçekleşmiş ise ithal edilen malın gümrük kıymetine veya ithalatta KKV matrahına katılmaz. SDGB tescilinden sonra doğan kur farkından herhangi bir vergi tevkifatı yapılmaz.
Hizmet İthaline Bağlı Olarak Ortaya Çıkan Kur Farklarında İse; Hizmet bedelinin sorumlu sıfatıyla ilgili vergi dairesine verilen 2 Nolu KDV Beyannamesinin verildiği tarihten (beyandan) sonra yurt dışına transfer edilmesi ve bu arada döviz kurunun yükselmesi nedeniyle ortaya çıkan kur farkları KDV Kanunu’nun 24.maddesi, 117 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin “4.2.Matrahta Değişiklik” başlıklı mevzuat hükümleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın konuya ilişkin çok sayıdaki Muktezaları Özelgeleri gereği KDV’ye tabi olup, sorumlu sıfatıyla KDV ödenmesi gerekir.
Çoban Gümrük Dış Ticaret Denetim Danışmanlık ve Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği A. Ş.
k.coban0306@gmail.com
Tel: 0505 519 88 41

Emekli Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi